Salı, Mayıs 05, 2020

nar

Çiçeklerin eksilen suyuna su,
yazın yanına hatırayı ekledik,
çekirge sesleri ve
öğle güneşi altında narın
olgunlaşmasını bekledik.

Bekledik, başka başka odalarda
çektiğimiz ağrı dinsin,
bir çocukluk düşü gibi
ince bir sızıya dönsün diye
yaza sedeften bir anlam ekledik.

Biliyorsun,
bir baş dönmesi gibi sürüyor hayat,
yazların yanına yazlar ekleniyor,
zaman uzun bir sıcağa dönüyor burada,
ağırlığına duygunun, taşınamazlığına
ve yazlar hatıraya…

Sığındığımız konuşmalar kesecek mi ağrıyı?
ağacın güzelliğindeki mânâ sönmeyecek,
köklerinde sürecek mi aşk?
Ah benim hayal kardeşim,
bizim bu aşktan alacağımız var,
dinsin ayrı odalarda çektiğimiz ağrı,
yaz geçip gitsin ve olgunlaşsın nar.

Birhan Keskin #birhankeskin

Çarşamba, Ağustos 14, 2019

sitem

ben ona sıkıntılı güz günlerinde
yedi renkli yaz yağmurları dilemiştim
kırmak istememiştim duygu filizlerini
büyük bir ustalıkla susturup içimdeki uğultuyu
rüzgarımı olanca yumuşaklığıyla salmıştım üzerine
incinmesin diye tek
acıyı bile ters yüz eden
incelikli bir gülümsemeyle yüzümde

ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
sıcacık bir sığınak olayım istemiştim
insanlar içinde üşüdükçe
güvenle gelebileceği

kuşların kanatları neden vardır?
bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?
bulutlar gökyüzünün yükü müdür, süsü müdür?
tutsağı mıdır rüzgarın, sevgilisi midir?
konuşayım istemiştim bir yüreğin dilince
yanıtı olmayan sorularda boğmak istememiştim

ben ona sabah olamasam da
dingin bir ikindi olayım istemişimdir
herşeyin usul usul durulduğu saatlerde gelsin
yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
yaslasın yorgunluğunu gövdemin yaşlı çınarına
serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
dinlendireyim istemiştim
üşütmek istememiştim.

ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
gecikmiş. ince. güzel ve uzak..
biraz da kendime istemiştim
sevgi adına..
Şükrü Erbaş  #şükrüerbaş

Salı, Eylül 01, 2015

ayrılık ayracı...

bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun 
bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın 
gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi 
ve ne kadar az konuşur olduk günboyu 
birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor 
tam da susuşların birbirine eklendiği yerde 
ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada 
kirletilmemiş bir bulut bile yok artık 
böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda 
yaşadığın kent de sana benziyor gitgide 
ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor 
ya da erteletiyorum biletimi son anda 
uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam 
karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin 
yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık 
fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek 
ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi 
eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık 
üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için 
uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara 
kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr 
parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada 
tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı 
ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü 
birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor 
tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde 
konuşacak bir şeyler bulamıyorsak gün boyu 
derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa 
ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın 
ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını 

Ahmet Telli

Cumartesi, Şubat 14, 2015

sevgilerde..

sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.

bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi.

gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı.
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz

yahut vakit olmadı.

Behçet Necatigil

Perşembe, Şubat 05, 2015

her şeyden biraz kalır...

İnsan en çok sabahları arar sevdiği kadını
diyor birisi, katılıyorum o sabahlara
öğleler kaba yaşanır, kalındır
akşamüstleri ince hüzünlü
çiçekler alınıp verilebilir
sabahtır yalnızlık
nasıl sabah nasıl yalnızlık
ve şiirsel hiçbir yanı yok sanılır
var mıdır, vardır
vardır, ama çiçeklerle değil
kendi başına
zımpara taşı gibi acımasız

Ne aklıma gelse bir bakıyorum unutmuşum
tren penceresinden bir tarla
eskiyip atılmış bir gömlek, hiç unutmam

Hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmam
diyor birisi yineliyorum
hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmayın
insan nasıl direnir başka
hiç unutma

Bir zamanlar Kars’ta bir otel odasında
bir gezgin kokucunun bana verdiği
bir alüminyum şişeyi unutmuyorum

ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz
diyor birisi, evet ama
hayatı uzatır sanki

sanki ama ne adına
hayatın kendisi adına
sonsuz bir törenle susuyorum
sonsuz dirim için, o sonsuz adama
sonra duyguya, ele benzer şeyler giriyor hayatıma
el midir duygu mudur
evet bazı kişiler kararsız ama
benim seçmediğim sanılır hayatımda

el altından el ilanı dağıtıyor
birisi,almıyorum Allah aşkına
alamam, neden alamam
biliyorum hiçbir şey yapamam tek başıma
biliyorum beni kendi başıma sanan birisi
durmadan hata yapıyor
serçeye, kumruya, öküze sormadan

insanın kendi seçtiği toprak

doğrusu,toprağın kendi seçtiği insan
dirimin geleceğini doğruluyor durmadan

-her şeyden biraz kalır-
diyor birileri, çoğulluk haklılıktır.
kavanozda biraz kahve,
kutuda biraz ekmek,
insanda biraz acı.
insanda biraz mutluluk
ama en geçerli söz
insan en çok sabahları arar sevdiği kadını
Türkiye’de ve dünyada…


turgut uyar

Pazartesi, Eylül 01, 2014

eylülün sesi..

Baylar!
Bin dokuz yüz seksen birdeyiz
Karsinizda eylülün sesi
Agustos çekildi, eylülün sesi
Birazdan konusacak
"Bu dünyada yasamak can sIkIcI bir seydir baylar."

Tepelerde bulamaçlarin kahverengi eridigi
Eriyip sari sari aktigi bir mevsim
Bir saat gibi islerken avucumdaki güz çiçegi
Yosunlarin kapilara usulca
Tirmanip yerlestigi
Yani eylülün sesi, buysa çok iyi baylar.

Yaz geçti, sözgelimi midyelerden yorulduk
Eni boyu belirsiz bir islakliktan
Upuzun gündüzlerden, sevimsiz otellerden
Eylül ki, sorabilir mi
Hüzünler iç kamastiriyor, asklarsa niye yoksul
Bir asfaltin kuru sicak sogugundayiz
Oysa bir deniz feneri mevsimsiz ölür baylar.

Dahasi
Bu dügmesiz giysileri söylece giymek
Bir boslugu giyinmek mi olur
Olsun
Iste karsinizda ekimin sesi
Kasimin sesi sonra
Yagmurun esliginde -çocugunu emziriyor yaz-
Bundan böyle günlerimiz nasil geçecek baylar.

Her sey o kadar dokunakli ki
Eylülsem, istemeden kiriliyorsam bazen
Daginik, renksiz bir mozayik gibiysem
Üstelik yalnizsam bir de -telefonda kus sesleri-
Aynalardan duvarlara bir üzünç akintisi
Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir seydir baylar.

Edip Cansever

Yorum Yaz

Cuma, Ağustos 15, 2014

otobiyografi..


1902'de doğdum 
doğduğum şehre dönmedim bir daha 
geriye dönmeyi sevmem 
üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim 
on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği 
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu 
ve on dördümden beri şairlik ederim 

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir 
ben ayrılıkların 
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını 
ben hasretlerin 

hapislerde de yattım büyük otellerde de 
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir 

otuzumda asılmamı istediler 
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini 
verdiler de 
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu 
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya 

Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de 
961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır 

partimden koparmağa yeltendiler beni 
sökmedi 
yıkılan putların altında da ezilmedim 

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün 
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü 

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım 
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile 
aldattım kadınlarımı 
konuşmadım arkasından dostlarımın 

içtim ama akşamcı olmadım 
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana 

başkasının hesabına utandım yalan söyledim 
yalan söyledim başkasını üzmemek için 
ama durup dururken de yalan söyledim 

bindim tirene uçağa otomobile 
çoğunluk binemiyor 
operaya gittim 
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın 
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri 
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye 
ama kahve falıma baktırdığım oldu 

yazılarım otuz kırk dilde basılır 
Türkiye'mde Türkçemle yasak 

kansere yakalanmadım daha 
yakalanmam da şart değil 
başbakan filân olacağım yok 
meraklısı da değilim bu işin 
bir de harbe girmedim 
sığınaklara da inmedim gece yarıları 
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında 
ama sevdalandım altmışıma yakın 
sözün kısası yoldaşlar 
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da 
insanca yaşadım diyebilirim 
ve daha ne kadar yaşarım 
başımdan neler geçer daha 
kim bilir.


Nazım Hikmet Ran