Salı, Mayıs 05, 2020

nar

Çiçeklerin eksilen suyuna su,
yazın yanına hatırayı ekledik,
çekirge sesleri ve
öğle güneşi altında narın
olgunlaşmasını bekledik.

Bekledik, başka başka odalarda
çektiğimiz ağrı dinsin,
bir çocukluk düşü gibi
ince bir sızıya dönsün diye
yaza sedeften bir anlam ekledik.

Biliyorsun,
bir baş dönmesi gibi sürüyor hayat,
yazların yanına yazlar ekleniyor,
zaman uzun bir sıcağa dönüyor burada,
ağırlığına duygunun, taşınamazlığına
ve yazlar hatıraya…

Sığındığımız konuşmalar kesecek mi ağrıyı?
ağacın güzelliğindeki mânâ sönmeyecek,
köklerinde sürecek mi aşk?
Ah benim hayal kardeşim,
bizim bu aşktan alacağımız var,
dinsin ayrı odalarda çektiğimiz ağrı,
yaz geçip gitsin ve olgunlaşsın nar.

Birhan Keskin #birhankeskin

Çarşamba, Ağustos 14, 2019

sitem

ben ona sıkıntılı güz günlerinde
yedi renkli yaz yağmurları dilemiştim
kırmak istememiştim duygu filizlerini
büyük bir ustalıkla susturup içimdeki uğultuyu
rüzgarımı olanca yumuşaklığıyla salmıştım üzerine
incinmesin diye tek
acıyı bile ters yüz eden
incelikli bir gülümsemeyle yüzümde

ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
sıcacık bir sığınak olayım istemiştim
insanlar içinde üşüdükçe
güvenle gelebileceği

kuşların kanatları neden vardır?
bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?
bulutlar gökyüzünün yükü müdür, süsü müdür?
tutsağı mıdır rüzgarın, sevgilisi midir?
konuşayım istemiştim bir yüreğin dilince
yanıtı olmayan sorularda boğmak istememiştim

ben ona sabah olamasam da
dingin bir ikindi olayım istemişimdir
herşeyin usul usul durulduğu saatlerde gelsin
yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
yaslasın yorgunluğunu gövdemin yaşlı çınarına
serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
dinlendireyim istemiştim
üşütmek istememiştim.

ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
gecikmiş. ince. güzel ve uzak..
biraz da kendime istemiştim
sevgi adına..
Şükrü Erbaş  #şükrüerbaş

Salı, Eylül 01, 2015

ayrılık ayracı...

bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun 
bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın 
gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi 
ve ne kadar az konuşur olduk günboyu 
birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor 
tam da susuşların birbirine eklendiği yerde 
ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada 
kirletilmemiş bir bulut bile yok artık 
böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda 
yaşadığın kent de sana benziyor gitgide 
ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor 
ya da erteletiyorum biletimi son anda 
uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam 
karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin 
yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık 
fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek 
ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi 
eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık 
üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için 
uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara 
kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr 
parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada 
tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı 
ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü 
birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor 
tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde 
konuşacak bir şeyler bulamıyorsak gün boyu 
derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa 
ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın 
ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını 

Ahmet Telli

Cumartesi, Şubat 14, 2015

sevgilerde..

sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.

bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi.

gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı.
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz

yahut vakit olmadı.

Behçet Necatigil

Perşembe, Şubat 05, 2015

her şeyden biraz kalır...

İnsan en çok sabahları arar sevdiği kadını
diyor birisi, katılıyorum o sabahlara
öğleler kaba yaşanır, kalındır
akşamüstleri ince hüzünlü
çiçekler alınıp verilebilir
sabahtır yalnızlık
nasıl sabah nasıl yalnızlık
ve şiirsel hiçbir yanı yok sanılır
var mıdır, vardır
vardır, ama çiçeklerle değil
kendi başına
zımpara taşı gibi acımasız

Ne aklıma gelse bir bakıyorum unutmuşum
tren penceresinden bir tarla
eskiyip atılmış bir gömlek, hiç unutmam

Hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmam
diyor birisi yineliyorum
hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmayın
insan nasıl direnir başka
hiç unutma

Bir zamanlar Kars’ta bir otel odasında
bir gezgin kokucunun bana verdiği
bir alüminyum şişeyi unutmuyorum

ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz
diyor birisi, evet ama
hayatı uzatır sanki

sanki ama ne adına
hayatın kendisi adına
sonsuz bir törenle susuyorum
sonsuz dirim için, o sonsuz adama
sonra duyguya, ele benzer şeyler giriyor hayatıma
el midir duygu mudur
evet bazı kişiler kararsız ama
benim seçmediğim sanılır hayatımda

el altından el ilanı dağıtıyor
birisi,almıyorum Allah aşkına
alamam, neden alamam
biliyorum hiçbir şey yapamam tek başıma
biliyorum beni kendi başıma sanan birisi
durmadan hata yapıyor
serçeye, kumruya, öküze sormadan

insanın kendi seçtiği toprak

doğrusu,toprağın kendi seçtiği insan
dirimin geleceğini doğruluyor durmadan

-her şeyden biraz kalır-
diyor birileri, çoğulluk haklılıktır.
kavanozda biraz kahve,
kutuda biraz ekmek,
insanda biraz acı.
insanda biraz mutluluk
ama en geçerli söz
insan en çok sabahları arar sevdiği kadını
Türkiye’de ve dünyada…


turgut uyar

Pazartesi, Eylül 01, 2014

eylülün sesi..

Baylar!
Bin dokuz yüz seksen birdeyiz
Karsinizda eylülün sesi
Agustos çekildi, eylülün sesi
Birazdan konusacak
"Bu dünyada yasamak can sIkIcI bir seydir baylar."

Tepelerde bulamaçlarin kahverengi eridigi
Eriyip sari sari aktigi bir mevsim
Bir saat gibi islerken avucumdaki güz çiçegi
Yosunlarin kapilara usulca
Tirmanip yerlestigi
Yani eylülün sesi, buysa çok iyi baylar.

Yaz geçti, sözgelimi midyelerden yorulduk
Eni boyu belirsiz bir islakliktan
Upuzun gündüzlerden, sevimsiz otellerden
Eylül ki, sorabilir mi
Hüzünler iç kamastiriyor, asklarsa niye yoksul
Bir asfaltin kuru sicak sogugundayiz
Oysa bir deniz feneri mevsimsiz ölür baylar.

Dahasi
Bu dügmesiz giysileri söylece giymek
Bir boslugu giyinmek mi olur
Olsun
Iste karsinizda ekimin sesi
Kasimin sesi sonra
Yagmurun esliginde -çocugunu emziriyor yaz-
Bundan böyle günlerimiz nasil geçecek baylar.

Her sey o kadar dokunakli ki
Eylülsem, istemeden kiriliyorsam bazen
Daginik, renksiz bir mozayik gibiysem
Üstelik yalnizsam bir de -telefonda kus sesleri-
Aynalardan duvarlara bir üzünç akintisi
Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir seydir baylar.

Edip Cansever

Yorum Yaz

Cuma, Ağustos 15, 2014

otobiyografi..


1902'de doğdum 
doğduğum şehre dönmedim bir daha 
geriye dönmeyi sevmem 
üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim 
on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği 
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu 
ve on dördümden beri şairlik ederim 

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir 
ben ayrılıkların 
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını 
ben hasretlerin 

hapislerde de yattım büyük otellerde de 
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir 

otuzumda asılmamı istediler 
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini 
verdiler de 
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu 
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya 

Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de 
961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır 

partimden koparmağa yeltendiler beni 
sökmedi 
yıkılan putların altında da ezilmedim 

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün 
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü 

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım 
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile 
aldattım kadınlarımı 
konuşmadım arkasından dostlarımın 

içtim ama akşamcı olmadım 
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana 

başkasının hesabına utandım yalan söyledim 
yalan söyledim başkasını üzmemek için 
ama durup dururken de yalan söyledim 

bindim tirene uçağa otomobile 
çoğunluk binemiyor 
operaya gittim 
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın 
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri 
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye 
ama kahve falıma baktırdığım oldu 

yazılarım otuz kırk dilde basılır 
Türkiye'mde Türkçemle yasak 

kansere yakalanmadım daha 
yakalanmam da şart değil 
başbakan filân olacağım yok 
meraklısı da değilim bu işin 
bir de harbe girmedim 
sığınaklara da inmedim gece yarıları 
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında 
ama sevdalandım altmışıma yakın 
sözün kısası yoldaşlar 
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da 
insanca yaşadım diyebilirim 
ve daha ne kadar yaşarım 
başımdan neler geçer daha 
kim bilir.


Nazım Hikmet Ran

Pazartesi, Haziran 09, 2014

aramızdaki..

sevgilim sevgilim
kuzey sanrısı gibidir
geceyi beşe filan böler
sonra ayılar hüzünden ölmez
sevgilim sevgilim
açlıktan ölür onlar


işte bundan ötürü
hüznü artık bir ayıya bıraktım
sevgilim sevgilim
bir ayıya
ister ormanda kullansın
ister buzdağında



hayatın kutlu olsun sevgilim
ki sana değişe değişe aktım
kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım
-uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında-
sevgilim sevgilim
bir orman gibi çoğal aramızda
şehirden bir çocuk olarak şurda burda
bir sabuntozu markasında köpürerek
çınarın tutsaklığını
ve menekşenin tutsaklığını
ve menekşenin sevincini yaşa
sevgilim sevgilim
hüzüne yer var hayatımızda


Turgut Uyar

Pazartesi, Haziran 02, 2014

umuş..

bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan
yeni bir başlangıç vardır

parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın 
gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın 
onu işitsen, yuvarlağı sende kalır 
her başlangıçta yeni bir anlam vardır.

nedensiz bir çocuk ağlaması bile 
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.

Edip Cansever

akdeniz yaraşıyor sana..


Akdeniz yarasiyor sana
Yildizlar terler ya sen de terliyorsun
Ayni islak pirilti burun kanatlarinda
Hiç dinmiyor motorlarin gürültüsü
Köpekler havliyor uzaktan
Demin bir çocuk agladi
Fatmanim cumbadan çarsaf silkiyor yine
Ali dumdum anasina sövüyor saatlerdir
Denizi tokmakliyor balikçilar
Bu sesler iste sessizligini büyüten toprak
O sesinin sardunyalar gibi konuskan sessizligi

Hayatta yattik dün gece
Üstümüzde meltem
Kekik kokuyor ellerim hala
Senle yatmadim sanki
Daglari dolastim

Ben senden ögrendim deniz yazmayi
Elimden düsmüyor mavi kalem
Bir tirandil çikar gibi sefere
Okula gidiyor ögretmenim
Ben de ardindan açiliyorum
Bir poyraz çizip deftere
Bir ada var sirf ebabil
Dönüyor dönüyor basimda
Senle yasadigim günler
Gümüs bir çevre oldu ömrüm
Degince günesine

Neden sonra buldum o kaçakçi magarasini
Gözlerim kamasinca senden
Ölüm belki sularindan kaçirdigim
O los suda yikanmaktir
Durdukça yosundan yesil
Kulaç attikça mavi

Ben düzde sanirdim yikintim
Örenim alkolik asarim
Mutun dorugundaymisim meger

Senle çikinca anladim
Eski Yunan atlari var hani
Yeleleri bükümlü
Gün inerken de öyle
Agaçtan izdüsümleriyle
Yürüyor Balan tepeleri
Yürüyor bölük bölük can
Toplu bir güzellige dogru

Sevgilim Yarasiyorsun sen Akdenize

Can Yücel

mendilimde kan sesleri..

"...her yere yetişilir

hiç bir şeye geç kalınmaz

çocuğum beni bağışla

ahmet abi sen de bagışla...

boynu bükük duruyorsam eğer

içimden böyle geldiği için değil

ama hiç değil

ah güzel ahmet abim benim


o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

suyunda yüzen balığa

topragını iten çiceğe

dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine

konya'nın beyaz

antebin kırmızı düzlüğüne benzer

göğüne benzer ki gözyaşları mavidir

denizine benzer ki dalgalıdır bakışları

evlerine, sokaklarina, kosebaslarina

öylesine benzer ki ve avlularina

(bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)

ve sözlerine

(yani bir cep aynası alım-satımına belki)

ve bir gün birinin bir adres sormasına benzer

sorarken sorarken üzünçlü bir ev görüntüsüne

camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına

öyle bir cigara yakımına, birinin gazoz açmasına

minibüslerine, gecekondularına

hasretine, yalanına benzer

anısı işsizliktir

acısı bilincidir

bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan

gülemiyorsun ya, gülmek

bir halk gülüyorsa gülmektir

ne kadar benziyoruz türkiye'ye ahmet abi...

bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden

dirseğin iskemleye dayalı

-- bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --

cigara paketinde yazılar resimler

resimler: cezaevleri

resimler: özlem

resimler: eskiden beri

ve bir kaşın yukarı kalkık

sevmen acele

dostluğun cabuk

bakıyorum da şimdi

o kadeh bir küfür gibi duruyor elinde...

ve zaman dediğimiz nedir ki ahmet abi

biz eskiden seninle

istasyonları dolaşırdık bir bir

o zamanlar malatya kokardı istasyonlar

nazilli kokardı

ve yağmurdan ıslandıkça edirne postası

kil gibi ince istanbul yağmurunun altında

esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen

kadının ütülü patiskalardan bir teni

upuzun boynu

kirpikleri

ve sana ahmet abi

uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki

sofranı kurardı

elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı

cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi

cocuklar doğururdu

ve o çocukların dünyayı düzeletecek ellerini işlerdi bir dantel gibi

o çocuklar büyüyecek

o çocuklar büyüyecek

o çocuklar...


bilmezlikten gelme ahmet abi

umudu dürt

umutsuzlugu yatıştır

diyeceğim şu ki

yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler

oysa o kadar kullanışlı ki şimdi

hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse

çocuklar, kadınlar, erkekler

trenler tıklım tıklım

trenler cepheye giden trenler gibi

işçiler

almanya yolcusu işçiler


kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi

ellerinde bavullar, fileler

kolonyalar, su şiseleri, paketler

onlar ki, hepsi

bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler

ah güzel ahmet abim benim

gördün mü bak

dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

ve dağılmış pazar yerlerine memleket

gelmiyor içimden hüzünlenmek bile

gelse de

öyle sürekli degil

bir caz müziği gibi gelip geciyor hüzün

o kadar çabuk

o kadar kısa

işte o kadar...





Edip Cansever

göğe bakma durağı

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

Turgut Uyar

Perşembe, Mayıs 29, 2014

nazım hikmet rubailer üçüncü bölüm

Kim bilir belki bu kadar sevmezdik birbirimizi
uzaktan seyredemeseydik ruhunu birbirimizin.
Kim bilir felek ayırmasaydı bizi birbirimizden
belki bu kadar yakın olmazdık birbirimize...
 

nazım hikmet ran

Pazar, Mayıs 25, 2014

seninle yaşlanmak istiyorum


Seneler gecsin, sen beni bil, ben seni bileyim istiyorum.
Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim
ol istiyorum.
Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım ki, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.
Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.
Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.
Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
Güzel günlerimizi, evimizde bir şişe şarap ve pijamalarımızla
kutlamalıyız.
Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek...
Böylece yaşamalıyız işte.

Sonra çocuğumuz olmalı,

Düşünsene senin ve benim olan bir canlı.
Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız.
Sen arada mızıkçılık yapmalısın ve ben söylenerek almalıyım sıranı.
Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın.
Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı.
Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden
Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı.
Saçlara düşünce aklar, yada gidince aklar, çocukları güvence
altına alıp gitmeli bu şehirden.
Kavgasız, her sabah cinayetle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz.

Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız.
Eve gelip benden kahve istemelisin.
Çocuklar gelmeli ziyaretimize, geçmişteki hareketli
günlerimizi anımsamalıyız.
Ben, "Bey" demeliyim sana, sende "Hanım".

Öyle sevmelisin ki beni bu yazdıklarım korkutmamalı seni.
Tebessümler açtırmalı yüzünde.
Birgün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde.

Birbirimizi sevmenin gururu olmalı herşeyde...

Can Yücel

Çarşamba, Mayıs 07, 2014

Sizin hiç babanız öldü mü?

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum 
Yıkadılar aldılar götürdüler 

Babamdan ummazdım bunu kör oldum 
Siz hiç hamama gittiniz mi? 
Ben gittim lambanın biri söndü 
Gözümün biri söndü kör oldum 
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak 
Şöylelemesine maviydi kör oldum 
Taşlara gelince hamam taşlarına 
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi 
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm 
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü 
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum 
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı? 

Cemal Süreya

Salı, Eylül 03, 2013

sesinde ne var biliyor musun?..

Sesinde ne var biliyor musun
Bir bahçenin ortasi var
Mavi ipek kis çiçegi
Sigara içmek için
Üst kata çikiyorsun

Sesinde ne var biliyor musun
Uykusuz Türkçe var
Isinden memnun degilsin
Bu kenti sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar

Sesinde ne var biliyor musun
Eski öpüsler var
Banyonun buzlu cami
Birkaç gün görünmedin
Okul sarkilari var

Sesinde ne var biliyor musun
Ev daginikligi var
Ikide bir elini basina götürüp
Rüzgârda dagilan yalnizligini
Düzeltiyorsun

Sesinde ne var biliyor musun
Söyledigin sözcükler var
Küçücük seyler belki
Ama günün bu saatinde
Anit gibi dururlar

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemedigin sözcükler var.


Cemal Süreya

Pazar, Şubat 03, 2013

çok üşümek

Bir Kalır uzun resimlerde anısı sakallarımızın
Urban içinde Üşüyüp Üşüyüp kaldığımızın

Bir Kalır yanık yağlar yataklarda o oteller
Meydanlar heykeller sizin olmadığınız o her yer

O çok yalınç gerçekli gelip gitmeler

Bir Kalır uzun duvarlar ve onların dipleri
Bir Kalır Yılgın Adamların hep "Evet" dedikleri

Çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız
Üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız

Tükenir dağınık diriliği kaşıntımızın bir gün
Bir Kalır uzun kitaplarda anısı çok Üşüdüğümüzün 

Turgut Uyar

Pazar, Eylül 11, 2011

eksik bir şey

eksik bir şey mi var hayatımda
gözlerim neden sık sık dalıyor
eksik bir şey mi var hayatımda
gökyüzü bazen ciğerime doluyor

öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam
atsan atılmaz, satsan satamam
eksik bir şey mi var, anlayamam
bak çayım sigaram, her şeyim tamam

kalksam duraktan dolmuş gibi
arka koltukta unutulmuş gibi
terliklerimle, gelsem sana
sonunda aşkı bulmuş gibi

Nadir Göktürk

Cumartesi, Eylül 03, 2011

sevgilim ben şimdi..

Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara
Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz
"Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz"
Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere
O gülün yüzü gülmüyor sensiz
O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı
Hepten hüzünlü bu günlerde
Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye
Masada tabaklar neşesiz
Koridor ıssız
Banyoda havlular yalnız
Mutfak dersen - derbeder ve pis
Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş
Vantilatör soluksuz
Halılar tozlu
Giysilerim gardropda ve şurda burda
Memo'nun oyuncak sepeti uykularda
Mavi gece lambası hevessiz
Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi
Radyo desen sessiz
Tabure sandalyalardan çekiniyor
Küçük oda karanlık ve ıssız
Her şey seni bekliyor her şey gelmeni
İçeri girmeni
Senin elinin değmesini
Gözünün dokunmasını
Ve her şey tekrarlıyor
Seni nice sevdiğimi

Cemal Süreya

Perşembe, Eylül 01, 2011

yeniliş..

Açılmamış bir şarap şişesiydim
Ki öyle kaldım
Acımı köpürtmedim
İçime sağdım
Gözyaşlarımı göstermedim
Ki sildim
Özgürlüğüm beni tutsak düşürdü
Başaramadım

İçimde kara kara bulutlar sallandı
Ki sallandılar
Dışarı yağamadım

Ve yenildim ve sustum.

Edip Cansever